1. HABERLER

  2. BÖLGE

  3. "Adalet Dairesi" Anlayışı Batı'yı Da Kurtaracak
"Adalet Dairesi" Anlayışı Batı'yı Da Kurtaracak

"Adalet Dairesi" Anlayışı Batı'yı Da Kurtaracak

Osmanlı devlet geleneğinde önemli yeri olan "adalet dairesi" anlayışına göre, adalet, devlet, hukuk, siyaset, ordu, iktisat ve halk arasındaki zincirleme ilişkilerde adil olunduğu sürece ortaya yine "adalet" çıkıyor- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi S

A+A-

ANKARA (AA) - AYNUR EKİZ - SEFA ŞAHİN - Osmanlı devlet geleneğinde önemli yeri olan "adalet dairesi" anlayışı, toplum, hukuk, devlet yönetimi, devlet gücü, ekonomi ve adalet arasındaki ilişkinin en doğru şekilde kurulup işletilmesini esas alıyor.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'inde, İbn-i Haldun'un Mukaddime'sinde, Nizamülmülk'ün Siyasetname'sinde yer bulan "adalet dairesi" anlayışına göre, adalet, devlet, hukuk, siyaset, ordu, iktisat ve halk arasındaki zincirleme ilişkilerde adil olunduğu sürece ortaya yine adalet çıkıyor.

Osmanlı uleması ve düşünürleri de genelde devletlerin, özelde ise Osmanlı Devleti’nin ayakta kalmasının bağlı bulunduğu esasları "adalet dairesi" anlayışıyla açıklıyor.

Osmanlı Devleti'nde İslam'dan kaynağını alan ve önemli bir siyaset kurumu da olan adalet dairesi, Ahlak-ı Alai adlı eseriyle tanınan Osmanlı alimi ve devlet adamı Kınalızade Ali Efendi tarafından "Adldir mucib-i salah-ı cihan (Adalettir dünya düzen ve kurtuluşunu sağlayan)" ve "Cihan bir bağdır divarı devlet (Dünya bir bahçedir, duvarı devlet)" ifadeleriyle tanımlanıyor.

AA muhabirine konuşan Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret Bülbül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adalet vurgusunun anlaşılabilmesi için nasıl bir dünyada yaşanıldığına bakmak gerektiğini söyledi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramların şampiyonluğunu yapan Batı'nın, bugün bu değerlerden hızla uzaklaştığına dikkati çeken Bülbül, "Mülteciler konusuna sadece sınır güvenliği açısından bakmaktadır. Mülteciler bulundukları ülkede ölseler ya da Türkiye gibi insanlığın vicdanı olmuş ülkelerde kalsalar Batı için adeta hiçbir sorun kalmamaktadır. Bugün evrensel insani değerlerin daha fazla Batı'ya karşı savunulmasının gerektiği bir dünyaya evrilmiş durumdayız." diye konuştu.

- "Adalet ihtiyacı, 'adalet dairesi' kavramı ile kurumsallaştırılmış"

Türkiye açısından bakıldığında, inancın da medeniyetin de tarihin de en temel kavramının adalet olduğunu vurgulayan Bülbül şöyle devam etti:

"Önce adalet ki özgürlük de eşitlik de onda mündemiçtir. Asırlarca bize yol göstermiş ve bugün bütün mahkemelerimizde yazılı bulunan 'adalet mülkün temelidir' ifadesindeki mülk sadece mal, mülk, eşya anlamında değil, düzen, nizam, devlet anlamındadır. Adalet ihtiyacı geleneğimizde ayrıca 'adalet dairesi' kavramı ile kurumsallaştırılmıştır. Kutadgu Bilig'de, Ahlak-i Alai'de ve Türk İslam geleneğinin önemli pek çok eserinde adalet dairesinden bahsedilir. Adalet dairesinde ya da çemberinde, dünya ve ülke düzeni adaletle başlayıp adaletle biten halkalara benzetilir.

Düzeni sağlayan şey ilk halkadaki adalettir. İkinci halkada dünya, duvarı devlet olan bir bağa, bahçeye benzetilir. Üçüncü halkada devleti düzenleyen hukuktur. Dördüncü halkada hükümdar olmadan hukukun korunamayacağı ifade edilir. Beşinci halkada asker olmadan hükümdarın devlete sahip olamayacağı belirtilir. Çemberin sonraki halkalarında ise mal (vergi) olmadan asker toplanamayacağı, malı toplayacak olanın da halk olduğu üzerinde durulur. Dairenin son halkasında ise, başında olduğu gibi yine adalet vurgusu vardır. Çünkü, vergi verebilmesi için belirli bir gelire sahip olması gereken halkı yönetime itaat ettiren şey adalettir. Şeyh Edebali'nin 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' sözü, insan-adalet-devlet ilişkisinin özü gibidir."

Prof. Dr. Bülbül, "Bugün küresel düzen ciddi bir şekilde sorgulanıyorsa, Cumhurbaşkanımızın sıklıkla vurguladığı şekilde BM'nin acil revizyonuna ihtiyaç duyuluyorsa, hiçbir sorumlulukları olmadığı halde kimsesiz çocuklar, dünya kapılarını kapattığı için ölüme mahkum ediliyorsa bu düzen böyle süremez. Cumhurbaşkanımızın adalet dairesi vurgusu, bütün bir dünyanın yaşanan zulümlerin altında kalmaması için Batıyı da kurtarmayı amaçlayan bir çağrıdır. Çünkü Büyük Selçuklu veziri Nizamül Mülk'ün bin yıl önce işaret ettiği gibi 'Küfür ile belki ama zulm ile abad olunmaz'." değerlendirmesinde bulundu.

- "Adalet dairesi, Osmanlı'da hayati bir siyaset kurumu olarak telakki edilmiştir"

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Dini İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ejder Okumuş ise, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın altını çizdiği adalet dairesi veya Daire-i Adliye, İbn Haldun'un Mukaddime'sinde ve Kınalızade'nin Ahlak-ı Alai'sinde vardır. Adalet dairesi, Osmanlı Devleti'nde hayati bir siyaset kurumu olarak telakki edilmiştir." dedi.

Okumuş, adalet dairesinin hangi unsurlardan oluştuğunu şöyle aktardı:

"Toplumun huzur ve mutluluğu; adalet, devlet, hukuk, idare, ordu, mal, halk ve devlet başkanının adaleti şeklinde birbirine bağlı sekiz başlıktan oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler'i yapısal olarak eleştiriye tabi tutan Cumhurbaşkanı, BM'nin durumunun ancak adalet, dünya, devlet, hukuk, yönetim, ordu, mal, halk ve devlet başkanı unsurlarıyla adalet dairesini hayata geçirerek düzeltebileceğini, ancak adalet dairesiyle inandırıcı olabileceğini ifade etmek istemiştir. Buna göre söz konusu unsurlardan oluşan adalet dairesini bir bütün olarak hayata geçirmediği sürece BM asla dünyaya adalet dağıtamaz, güçlünün haklı, güçsüzün ise haksız sayılmasının önüne geçemez, dünyadaki zengin-yoksul arasındaki uçurumu ortadan kaldıramaz." yorumunu yaptı.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "adalet dairesi" vurgusu

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Eylül'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "adalet dairesi" kavramına vurgu yaparak şunları kaydetmişti:

"Medeniyetimizde 'adalet dairesi' diye ifade ettiğimiz toplum, hukuk, devlet yönetimi, devlet gücü, ekonomi ve adalet arasındaki ilişkinin en doğru şekilde kurulup işletilmesini esas alan bir çember vardır. Hepsi de birbiriyle ilişkili olan bu dairenin zincirleri, günümüz dünyasında pek çok yerde paramparça olmuştur. Bugün dünyamızın siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlıkların pençesinde kıvranıyor olmasının sebebi işte budur.

Hepimizin huzurlu ve güvenli geleceği için insanlığın adalet arayışıyla başlayan mücadelesini, adaletin tesisiyle sonuçlandırmayı başarmak mecburiyetindeyiz. Bugün dünyanın en zengin 62 kişisinin mal varlığı, toplam nüfusun yaklaşık yarısına yani 3,6 milyar insana denk ise burada bir sorun var demektir."

Önceki ve Sonraki Haberler