1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. 'Bu Kararlar En Çok Ermenistan'a Zarar Vermektedir'
Bu Kararlar En Çok Ermenistana Zarar Vermektedir

'Bu Kararlar En Çok Ermenistan'a Zarar Vermektedir'

AB Bakanı ve Başmüzakereci Çelik, "Bu kararlar, en çok Ermenistan'a zarar vermektedir. Bu kararlardan dolayı Türkiye'ye bir şey olmaz." dedi

A+A-

İSTANBUL (AA) - Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Alman Federal Meclisinin Ermeni iddialarına ilişkin kararına ilişkin, "Bu kararlar, en çok Ermenistan'a zarar vermektedir. Bu kararlardan dolayı Türkiye'ye bir şey olmaz." dedi.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Çelik, AA muhabirine, Alman Federal Meclisinin Ermeni iddialarına ilişkin kararını değerlendirdi.

Parlamento yoluyla Ermeni meselesiyle ilgili iddiaların ele alınmasını "tamamen sağduyudan yoksun bir yaklaşım" olarak niteleyen Çelik, tarihçilerin ve bilim insanlarının diyalog geliştirmesi gereken bir konuda parlamentoların işin içine girmesinin diyaloğun kendi sağlığı, akışkanlığı içinde gerçekleşmesini engelleyeceğini anlattı.

"Bir mesaj verilecekse Ermenistan'a verilmeliydi"
Alman Parlamentosu'nun aldığı kararın birden çok açıdan sağduyudan yoksun olduğunu vurgulayan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Birincisi, Türkiye ile AB arasında ve Türkiye ile Almanya arasında son dönemlerde bütün bir bölgeyi sarsan, Avrupa'yı sarsan göç krizi, mülteci kriziyle ilgili başlayan ve böylesine yoğun bir diyalog varken, daha yoğun bir iş birliğine ihtiyaç duyulurken Alman Parlamentosu'nun böyle bir karar alması, bu iş birliğine gölge düşüren bir yaklaşımdır. Bu kararı alanların orada iddiaları var. 'Biz bu yolla Türkiye'ye bu ilişkileri düzeltmesi için bir mesaj vermek istiyoruz.' Burada da olan bitenle ilgili gerçek bir bilgilenmeden yoksun bir anlayış var. Biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde kendisi çok güçlü mesajlar verdi bununla ilgili. Diyalog kapılarının açılması gerektiğini, arşivlerin açılmasıyla birlikte tarihçilerin bu konuda çalışması gerektiğini söyledi. Ayrıca Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanmış protokoller vardı. Karşılıklı olarak güven artırıcı adımlar atılacaktı. Bu güven artırıcı adımların neticesinde de bir normalleşme yönünde ilerleme sağlanacaktı. Bu protokollerin hayata geçmesi Türkiye tarafından engellenmedi. Ermenistan Anayasa Mahkemesi imzalanan bu protokolleri Ermenistan Anayasası'na aykırı bulduğunu ilan etti ve bu protokollerin hayata geçmesini bir anlamda sabote etmiş oldu. Dolayısıyla Türkiye bu konuda diyalog geliştirilmesi ve karşılıklı iş birliği yapılması konusunda son derece pozitif bir ajandaya sahip. Dolayısıyla bir mesaj verilecekse, ilişkilerin normalleşmesi ya da diyaloğun geliştirilmesi için bu mesajın Türkiye tarafına değil, Ermenistan tarafına verilmesi lazım."

"Türkiye'ye dönük husumet içeren bir tavır bu"
AB Bakanı Ömer Çelik, Türkiye'ye verilecek mesajın diliyle ilgili de problem olduğunu aktaran Çelik, şunları kaydetti:

"Siz Türkiye ile rekabet ilişkisi kurduğunuz müddetçe Türkiye'ye herhangi bir mesaj veremezsiniz. Türkiye bunu kabul etmez. Biz bırakın rekabet ilişkisini Alman Parlamentosu'ndan çıkan bu karar rekabet ilişkisini de aşan bir husumet ilişkisi algısına sahip bir karardır. Yani Türkiye'ye dönük husumet içeren bir tavır bu. Hiçbir gerçekle ilgisi yok. İkincisi bu tip kararlarda bu konunun tartışılmasının engellenmesi, tek taraflı olarak bunun eğitim müfredatına girmesi gibi ifadeler var. Halbuki AİHM kararları da garanti altına alıyor ki, bu tip olaylar meşru tartışma alanı içindedir. Hukuk buna 'meşru bir tartışma alanı' diyor. Tartışma alanını kapattığınız zaman, o zaman birtakım gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyorsunuz demektir. Bakın bizim arşivleri açmamızdan sonra Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde yaptığı diyalog çağrılarının hiçbirinde olumlu adım atılmamıştır. Arşivleri açıp, beraber çalışmayla ilgili yaptığımız çağrıların hiçbirinde olumlu adım atılmamıştır."

"Bu kararlardan dolayı Türkiye'ye bir şey olmaz"
Ermenistan'daki Ermenilere de mesaj vermek istediğini belirten Çelik, şu ifadeleri kullandı:

"Sanmasınlar ki diaspora içindeki fanatik grupların ve bazı parlamentoların aldığı karar, onların yararlarınadır. Tam tersine diasporada soykırımla ilgili ekonomik sektör oluşmuştur. Bu ekonomik sektör bir çıkar sektörüdür ancak bu sözde soykırım yalanı devam ettiği müddetçe bu sektör çalışmaktadır. Büyük bir ekonomik rantın üzerinde oturmaktadır. Bunlar parlamentolar üzerinden Türkiye'yle ilgili husumet kararı çıkararak, bu çarkı çevirmekteler. Bu çarkın çevrilmesi Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine asla katkı sağlamıyor, tam tersine Ermenistan'ın bu izolasyon içinde, kuşatılmışlık içinde ve bölgedeki refahtan pay alamayan statüsünün devam etmesine yol açıyor. Dolayısıyla burada Ermenistan tarafının, Ermenistan vatandaşlarının şuna dikkat etmesi lazım; yabancı parlamentolarda alınan kararlar, diasporanın fanatik unsurlarıyla yabancı parlamentoların iş birliğiyle ortaya çıkan bu kararlar, en çok Ermenistan'a zarar vermektedir. Bu kararlardan dolayı Türkiye'ye bir şey olmaz. Bunların bir bağlayıcılığı yoktur. Bunların biz nezdinde hükmü de yoktur. Bizim için yok hükmündedir ama ortaya çıkan bu tabloyu iyi analiz etmek lazım."

"Karar verme yeteneği de yoktur, kapasitesi de yoktur"
AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, "Bu karar Almanya ile ilişkileri nasıl etkiler" şeklindeki soruya şu karşılığı verdi:

"Kuşkusuz Almanya'yla ilişkilerimizde bir zedelenme ortaya çıkacaktır. Almanya büyük çerçevede değerlendirmesi gereken ilişkilerimize, hem de şu aşamada yüksek bir ivmeyle ilerlemesi gereken ilişkilerimize ciddi bir zarar vermiştir. Bunun öncelikle Almanya tarafından değerlendirilmesi lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız Sayın Merkel'i aradılar bu tasarıdan önce. Bu konudaki gerekli uyarıları yaptılar. Şöyle bir şey söyleniyor Almanya tarafından, 'Bu karar çıktı ama ilişkilerimiz çok yönlü ve çok yoğun. Bunun diğerlerini zedelemesine imkan vermeyelim.' Bu karar herhangi bir karar değil. Bir millete kendi parlamentonuzdan soykırım suçlamasında bulunduğunuz zaman bu herhangi bir suçlamaya, karara benzemez. İkincisi de bunu yapan ülkenin kendi geçmişiyle olan yüzleşmesinde bu konularda daha hassas olması gerekir. Kendileri bir yüzleşme süreci sürdürüyorlar. Nitekim işte Yahudi soykırımıyla ilgili bir yüzleşme süreci sürdürüyorlar. Diğer alanlarla da ilgili onların buna devam etmesi gerekir. Herhangi bir yabancı parlamentonun başka bir ülkenin tarihi hakkında karar verme yeteneği de yoktur, kapasitesi de yoktur. Bu bilim adamlarının işidir. Bir diğer husus da şudur; biz bölgede refah ve güvenlik, demokrasi, daha iyi diyalog istiyorsak o zaman geçmişe odaklanan değil, bugüne ve geleceğe odaklanan kararlar peşinde koşmalıyız. Bu bakımdan da gelecek için yeni kapılar açıldığı Türkiye'yle Almanya yakınlaşmasının ve Türkiye ile AB arasında yeni bir ivme alanının oluştuğu bu dönemde, karar bugünü ve geleceği geçmişin katı çerçevelerine mahkum etmek anlamına geliyor. Doğru bir karar olmadı."

"Nasıl tamir edileceği Türkiye'nin meselesi değildir"
AB Bakanı Ömer Çelik, kararın Almanya açısından da bir rasyonalitesinin bulunmadığını vurgulayarak, kararın birtakım iç siyasi çekişmelerin sonucu alınmış olabileceğini söyledi.

Bu kararın alınmasına ön ayak olan bazılarının, partileri içindeki liderlik arayışlarıyla ilgili böyle bir karara öncülük ettikleri şeklinde yerli ve yabancı basında birtakım değerlendirmeler olduğunu anlatan Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Netice itibarıyla koskoca parlamentonun bu şekilde ipotek altına alınması ve Türkiye-Almanya ilişkileri gibi, şu anda tarihin en önemli dönemini yaşayan bir dönemlerden birisi içinde olan ilişki biçiminin bu şekilde zedelenmesi doğru değil. AB ilk kurulduğunda pek çok dinamiğin yanında Fransa-Almanya yakınlaşmasıyla kuruldu. Daha sonra Balkanlara genişlemesi ikinci bir kurulma aşamasıydı. Ona da yine Almanya-Polonya yakınlaşması öncülük etti. Şu anda aslında üçüncü bir aşamaya geçebilir. Bütün bölgedeki bu krizlere karşı yepyeni bir barış mesajı, barış ilişkisi, barış projesi kurabilir. Bu da ancak yine bununla ilgili olarak da AB-Türkiye, Almanya-Türkiye yakınlaşması iyi bir zemindi. Bahsettiğim bu zinciri devam ettiren ama maalesef böylesine basiretsiz bir karar alınmıştır. Bundan sonra bunun nasıl tamir edileceği ya da bununla ilgili nasıl adımlar atılacağı Türkiye'nin meselesi değildir. Bu Türkiye'ye zarar vermez. Parlamento kararları Türkiye için yok hükmündedir. Bunu artık Almanya'nın düşünmesi gerekir."

HDP'nin ortak bildiriye imza atmaması
AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, HDP'nin TBMM'de hazırlanan ortak bildiriye imza atmamasına da tepki gösterdi.

HDP'nin yerli bir parti gibi davranmadığını aktaran Çelik, "Maalesef HDP yerli bir parti gibi davranmıyor, buranın partisi gibi davranmıyor. Ne zaman dış politikada bir olay olsa ve Türkiye Cumhuriyeti'yle bir yabancı ülke arasında bir sorun olsa HDP derhal o yabancı ülkenin safında yer alıyor." dedi.

Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu onun aslında burada buralı olma vasfının ne kadar havada kaldığını gösteriyor. Bu kararda da imza atmadıkları zaman TBMM'de acaba ne diyecekler, yani bunu nasıl gerekçelendirecekler diye merak ettim. Bugün baktım parti sözcüleri diyor ki 'Türkiye, 30'a yakın parlamento bu tip karar alıyorsa, bu kararlar neticesinde ortaya çıkan tabloyu değerlendirmelidir ve buna göre adım atmalıdır.' Yani TBMM'de yer alan bir partinin referansı TBMM değil, yabancı parlamentolar oluyor. TBMM'de üç partinin yani kendilerinin dışındaki geri kalanının ortak imzayla ortaya koydukları karara saygı duymuyorlar, oraya imza atmıyorlar ama yabancı parlamentoların kararlarına referans göstererek onlarla birlikte hareket ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni de TBMM kararlarıyla hareket etmek yerine yabancı parlamentoların kararına göre tutum almaya zorluyorlar. Bütün bu tablo şunu gösteriyor; HDP, burada TBMM üyesi olmanın, TBMM'nin parçası olmanın gereklerine yerine getirmek yerine yabancı parlamentoların tutumlarıyla iklimiyle onun siyasal dünyasıyla paralel hareket etmeyi tercih ediyor."

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler