1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Darbe Girişiminin Sivil Ve Siyaset Ayağı Olmaması Mümkün Mü?
Darbe Girişiminin Sivil Ve Siyaset Ayağı Olmaması Mümkün Mü?

Darbe Girişiminin Sivil Ve Siyaset Ayağı Olmaması Mümkün Mü?

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, "Sivil ve siyaset ayağı da vardır, olmaması mümkün mü?" dedi

A+A-

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, "Bu ayağın sivil ayağı vardır, içeride sivil ayağı vardır, dışarıda sivil ayağı vardır, yargı ayağı vardır, emniyet ayağı vardır, bunlar çıkartılıyor. Siyaset ayağı da vardır, olmaması mümkün mü? Türkiye'de hangi darbede siyaset ayağı yoktu? Dolayısıyla bu kadar kendilerince hazırlanılmış, Cumhurbaşkanımızı öldürmek üzerine, öyle başlayacağı varsayılan bir darbenin mutlaka başka ayakları da vardır. Bunların hepsinin çıkartılması lazım." dedi.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, TGRT Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

"Arkadaşlar telefon açmaya başladılar"
Kurtulmuş, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını şöyle anlattı:

"O akşam ne oldu? ilk andan itibaren şunu çok net söylemek lazım; Cumhurbaşkanımız 'Eniştemden öğrendim.' dedi, Sayın Başbakanımız 'Eşten dosttan öğrendim.' dedi. Ben de akşam eve gitmiştim, tam üstümü çıkarmak üzereydim, hakikaten bizim evden, uzak olduğu için sesler duyulmuyor. Arkadaşlar telefon açmaya başladılar, dediler ki 'Efendim ne oluyor, uçaklar uçmaya başladı.' Çok kısa bir süre içinde bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldığımızı öğrendik, anladık. Ben hemen bakan arkadaşlarımızı, başta Milli Savunma Bakanımızı ve İçişleri Bakanımızı aradım. Sayın Başbakanımıza ve Cumhurbaşkanımıza, telefonlarına ulaştım. Başbakanımızın Özel Kalem Müdürü çıktı, Cumhurbaşkanımızın telefonuna da Sayın Berat Bey çıktı. Onunla konuştuk. Bu arada, bundan evvel de bir önceki Genelkurmay Başkanımız Necdet Özel Paşa'yı aradım. Sağ olsun Necdet Özel Paşa da zaten meseleyi son derece ciddi bulduğunu, birçok kuvvet komutanına ulaşamadığını söyledi. 'Sizin zaten önceki birçok arkadaşınızdır, şu anda illa en üstte olmayabilirler, ama kime ulaşabilirseniz ulaşmaya çalışın.' dedik. Sağ olsun Necdet Paşa da o akşam sıkı bir telefon diplomasisi yürüttü. Hemen arkasından Çankaya'ya geldik."

"Vatandaşlar tankı püskürttü"
Kurtulmuş, Çankaya Köşkü çevresinden silah sesleri geldiğinin hatırlatılması üzerine, "Bir kez tanklar girmeye çalıştı, önce 1 numaralı kapıdan. Vatandaşlar tankı püskürttü. Arkasından daha geç saatlerde, zannediyorum 02.30-03.00 civarında da tanklar 5 numaralı kapıdan girmeye çalıştı. Yine vatandaşlarımız püskürttü. Bu sefer tanklar havaya üç el tank atışı yaptılar. Arkasından sürekli uçaklar geçiyor, hatta bir keresinde bomba atıldı zannettik. O 'süper sonik blast' dedikleri şey oldu." dedi.

Bütün bunlar yaşanırken korumaların, "Sığınağa inelim." dediklerini aktaran Kurtulmuş, bazı bakanlarla beraber sabaha kadar Çankaya Köşkü'nün üst katında, saldırıya en açık olan yerinde olduklarını dile getirdi.

"Gerçekten zor bir geceydi"
"O gece mesela saat 05.30'da çıkıp TRT'ye yayına giderken orada şunu gördüm, insanlar, yaşlı amcalar, gencecik çocuklar sabaha kadar orada bekliyorlar ve ola ki birileri gelir diye, o halde, orayı hiçbir şekilde terk etmeden, orada duruyorlardı. Gerçekten çok zor bir geceydi." ifadesini kullanan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Şunu çok net söyleyeyim; ne bakan arkadaşlarımız ne de milletvekili arkadaşlarımızın hiçbiri, en ufak bir karamsarlık, en ufak bir üzüntü içinde olmadılar. İlk andan itibaren ben ve diğer arkadaşlarım, telefon ve televizyon bağlantıları yaptık. İlk andan itibaren hep şunu gördük, büyük bir saldırı, boyutlarının henüz ne olduğunu bilmiyoruz, ama sabaha inşallah çok iyi şeyler olacak.' Bu moralimizi, bu inancımızı hiç kaybetmedik. Allah razı olsun milletimizin kahramanlığı, cesareti sayesinde Türkiye büyük bir belayı savuşturmuş oldu."

TSK'nın yeni yapısı
Numan Kurtulmuş, "Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanacağını biliyoruz. Oradaki yapı nasıl olacak? Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısına ilişkin gücün tek elde toplanmaması, gücün yayılmasını duyuyoruz. Bu ne demek?" şeklindeki soruya yanıt verirken de şöyle dedi:

"Neyi söylüyorduk hep, 'Bu darbe artık son darbedir, Türkiye bir daha darbelerle karşılaşmayacak.' 12 Eylül'de söylediğimizi hatırlıyorum. Gençlik yıllarımızda hep bu konuşuluyordu. Arkasından 28 Şubat oldu, arkasından 27 Nisan muhtırası oldu. 'Artık çok güçlü ve istikrarlı bir hükümet var, bu kararlılıkla bir daha darbeler olmayacak' diyorduk. Şimdi darbe üreten bir sistem olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu sistemi değiştirmediğimiz sürece, bu sistemin yapısını değiştirmediğimiz sürece Türkiye bundan sonra da darbelere gebe olur. Evet, çok hain, çok gerçekten Türkiye'nin şimdiye kadar karşılaşmadığı şekilde, gerçekten Türkiye'yi bir iç savaşa ve belki bir dış işgale müsait hale getirmek üzere yapılmış olan bir darbe teşebbüsünü savdık.

"Dört nokta önemli"
Bu konuda dört noktanın önemli olduğuna işaret eden Kurtulmuş, "Onlardan bir tanesi... inşallah o istikamette gelişmeler olacak, sivil-asker ilişkilerinde, milli iradenin belirleyici olması. Birincisi bu. İkincisi, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bir reorganizsayon çalışmasına girmesi. Zaten daha önceki Bakanlar Kurulu sırasında Genelkurmay Başkanlığından da bu konuda bir brifing aldık. TSK'nın 2030 perspektifi yani TSK'nın uzman orduya dönmesi." dedi.

Kurtulmuş, "Profesonel ordu" tartışmalarının hatırlatılması üzerine, "Profesyonel lafını kullanmayalım. Bizim milletimizin tabiatına uymaz. Uzman ordu. Yani çok az sayıda ordu. Yüz binler değil, az sayıda ordu ama uzman insanlar ve bunların gerçekten artık özellikle 21. yüzyılın savaşlarına hazır hale gelebilecek bir niteliğe kavuşması. Zaten ordunun böyle bir çalışması var. Bunun hızlandırılması, ciddi bir reorganizasyon çalışması." değerlendirmesinde bulundu.

Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Üçüncü olarak TSK'nın kaynağının çeşitlendirilmesi. Sadece bir tek kaynaktan değil, çeşitli kaynaklardan TSK'ya personel sağlayabilecek imkanların ortaya konulması. Bununla ilgili olarak da gerekli adımların atılması. Dördüncü alan ise bu anlamda kaynağı çeşitlenmiş olan TSK'nın da tek elde toplanmaması. Yani bu anlamda gücün gerçekten ilgili profesyonellik, reorganizasyon çerçevesinde bu gücün bir şekilde desantralize edilmesi.

Bununla ilgili çok sayıda şey konuşulabilir. Birliklerin şehir dışına çıkarılması... Bunlara girmiyorum ama şu andaki temel meselemiz, öncelikli meselemiz, TSK içinden bu virüslerin temizlenmesi, FETÖ'cü eşkiyanın dışarıya çıkarılması. Eyvallah, yeter mi? Yetmez. Öyle bir hale getirelim ki Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk siyasal sistemi bir daha bir darbe üretmeyecek hale gelsin. Bu anlamda TSK'nın bu yapısal dönüşümü sağlaması gerçekten zorunludur. Bununla ilgili olarak da ortaya özellikle bu Yüksek Askeri Şura toplantısından sonra hızla çalışmalar yürüyecek."

“Aklınıza gelen her birimin içerisinde varlar”
TSK’nın içerisinde irticayla mücadele programları uygulandığını, ailesinde dindar insanların bulunduğu kişilerin TSK’ya alınmadığını, 28 Şubat sonrasında da muhafazakar insanların devlet kadrolarından çıkarıldığını anımsatan Kurtulmuş, “Böyle bir ortamda birisi çıkıp gelip kulağınıza 'ya kardeş bunlar seni almıyorlar ama ben alırım, gel benim örgütüme katıl’ derse bu insanlara illegal birtakım paralel yapıların üyesi olmak, onun içine katılmak imkanı verirsiniz. Onun için diyoruz ki yargıda aynı şeyi yapmış bu adamlar, üniversitede aynı şeyi yapmış, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet kuvvetleri içinde yapmış, aklınıza gelen her birimin içerisinde varlar.” değerlendirmesinde bulundu.

"Kara kaplı defterin kapağı açıldı"
FETÖ darbe girişiminin sivil ayağına ilişkin bir soru üzerine ise Kurtulmuş, kendisine 15 Temmuz'da bu soru sorulduğunda "Bundan sonra kara kaplı defterin kapağı açıldı" dediğini anlattı.

Kurtulmuş, "Çok şükür millet vaziyet etti, emniyet kuvvetlerimizin, bütün birimlerimizin fedakar gayretiyle çok şükür bu iş söndürüldü, bu iş bastırıldı ama kara kaplı defter de açıldı. Her ifadede, her sanığın ifadesinde hatta her tanığın ifadesinde yeni birtakım bilgiler ortaya çıkıyor. İnanın ki her gün onlarca farklı şeyler öğreniyoruz, biz de yeni yeni öğreniyoruz ve bu çok derin bir şey gördüklerimiz, duyduklarımız zannediyorum aysbergin sadece görünen yüzüdür. Bunun altında çok daha görünmeyen tarafların olduğunu düşünüyorum." ifadesini kullandı.

"Şu anda çok net, çok somut görünen bir FETÖ'cü tehdit var"
Darbe girişimine karşı, siyasi partilerden medyaya, sivil toplum kuruluşlarından vatandaşlara kadar başarılı bir sınav verildiğine dikkati çeken Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Bu sınavı aynı şekilde 28 Şubat'ta vermek mümkün olsaydı, keşke 27 Nisan'da vermek mümkün olsaydı. Keşke 27 Mayıs'ta vermek mümkün olsaydı. 27 Mayıs'ta siyaset güçlü bir gösteride olsaydı belki rahmetli Menderes'in idamı olmayacaktı, Polatkan'ın, Zorlu'nun idamları olmayacaktı. Milletimiz de çok şükür bütün geçmiş dönemlerde yapamadıklarının hıncını da alır bir şekilde meydana çıktı ve bu darbeyi durdurdu. Ama siyasete de çok teşekkür borçluyuz.

Bundan sonra üzerimize düşen, bu dili, bu zemini korumak, bunun kıymetini bilmek. Bu sadece bir günlük ya da bir toplantıya has bir mesele değildir. Bundan sonra Meclis'te birçok yasayı beraber çıkaracağız, birçok adımı ortak bir şekilde atacağız. Şu anda çok net, çok somut görünen bir FETÖ'cü tehdit var ama bu tehdidin dışında da bütün antidemokratik tehditleri hep beraber düşüneceğiz ve buna karşı da demokratik sistemin gücünü artıracağız."

Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Fetullah Gülen'in iadesiyle ilgili sözlerinin hatırlatılması üzerine de "Biz, Fetullah Gülen'i sadece hoşumuza gitmeyen bir adam olduğu için talep etmiyoruz. Fetullah Gülen artık bu son operasyonda da görülmüştür ki eli kanlı bir canidir. Türkiye'de 246 vatandaşımızın katili olan çetelerin komutanıdır, çetelerin başındaki isimdir. Bunu ana muhalefet partisi lideri olarak da Sayın Kılıçdaroğlu'nun söylemiş olması son derece önemlidir, değerlidir. Bu, iktidarıyla muhalefetiyle bütün Türkiye'nin talebidir." dedi.

"Amerikalılar için stratejik bir karar"
Fetullah Gülen'in, ABD tarafından verilip verilmeyeceğinin kendilerine de sorulduğunu söyleyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Ben şöyle söylüyorum; Amerika Birleşik Devletleri'nin yöneticileri empati yapmak durumundadır. Biz Türkiye olarak Amerika ile uzun yıllardır müttefikliğimiz var, NATO çerçevesinde iş birliğimiz var, stratejik iş birliklerimiz var, DEAŞ ile mücadelede iş birliklerimiz var. İki ülke arasında böyle ilişkilerimiz var. Zaman zaman çok inişli çıkışlı olmuş bir ilişki, hiçbir zaman düz bir çizgide seyretmedi Türkiye-Amerika ilişkileri, ama sonuçta genel kapsam itibariyle müttefik olan iki ülkeden bahsediyoruz. NATO çerçevesinde de iş birliği olan iki ülkeden bahsediyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri'ni yıkmak için harekete geçen bir örgüt ve o örgütün başında olan bir papaz gelse, burada, Çankaya'da, İncek'te bir yerde otursa, bir konutta otursa, bir villada otursa ve biz bunu yıllarca burada korusak, yıllarca burada tutsak, Amerikalı dostlarımız ne hissediyorsa biz de onu hissediyoruz. Bunu görmeleri lazım, empati yapmaları lazım. Şu kararı vermeleri lazım; üç beş tane çete bozuntusunun geleceği mi önemlidir, onun başındaki çete liderinin geleceği mi önemlidir, yoksa 79 milyon Türkiye'nin, Amerika ile uzun yıllardır müttefiklik ilişkisi olan bir ülkenin 79 milyon yurttaşı mı önemlidir? Bu kararı vermek de Amerikalılar için stratejik bir karardır."

"Millet sadece darbeyi değil, bütün planlarını bozdu"
Kurtulmuş, örgüt ve örgütün dış dünyadaki destekçilerinin algı operasyonu yürüttüklerini, buna karşı kamu diplomasisinin bütün imkanları kullanarak karşı atakta bulunduklarını söyledi.

Medya kuruluşları üzerinden de bu çalışmaları yaptıklarını anlatan Kurtulmuş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Eğer yapabilirlerse Türkiye ekonomisi üzerinden bazı spekülatif eylemlerin olmasını sağlamaya çalışacaklar. Her iki alanda da Türkiye, gerekli tedbirleri alıyor. Ayrıca bunlar neden bu kadar çok bozuldu, onu söyleyeyim. Türkiye, bütün çevresindeki dostluk halkalarını genişletmeye ve kendisine yeni pencereler açmaya çalıştı. Dış politikada Rusya ile normalleşme oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın 9 Ağustos'ta Rusya'ya gidecek olması önemli bir adımdır. Bütün bunlar belli ki bu adamları çok telaşlandırdı. Herkesle kavga eden, içine kapanık bir Türkiye istiyorlardı.

Öyle olmayacak, boşuna heveslenmesinler. Bunlar istediler ki siyaset daha kavgalı, gürültülü hale gelsin. Tam tersine, siyaset şimdi daha fazla kol kola, el ele, omuz omuza, kardeşçe bir süreç işletecek. Millet sadece darbeyi bozmadı, onların bütün planlarını ters yüz etti."

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler