1. HABERLER

  2. MEVLANA

  3. Mevlevi Musikisinin Vazgeçilmez Enstrümanı 'Ney'
Mevlevi Musikisinin Vazgeçilmez Enstrümanı 'Ney'

Mevlevi Musikisinin Vazgeçilmez Enstrümanı 'Ney'

Üzerindeki yedi deliğin tasavvufta "yedi esma" olarak yorumlandığı ney, dinleyenlere huzur veriyor

A+A-

KONYA (AA) - ABDULLAH DOĞAN - Türk musikisinin en önemli enstrümanı olan ve üzerindeki yedi deliğin tasavvufta "yedi esma" olarak yorumlandığı ney, dinleyenlere huzur veriyor.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Farsçada kamış anlamına gelen "nay", Türkçede "ney" adını aldı.

Ney üfleyene nayi, neyzen deniyor. Kamıştan yapılmış en eski müzik aleti ney, tek parça dokuz boğumlu kamışın içinin boşaltılıp üzerine, adına "perde" denilen peş peşe yedi delik açılmasıyla yapılıyor.

Sarı ve budaklı bir çeşit kamıştan yapılan neyin ilk ve son boğumuna altın, gümüş veya pirinçten yapılan ve "parazvane" denilen bilezik takılıyor.

Mevlevi musikisinin vazgeçilmez enstrümanı olan "ney", dinleyenlere huzur veriyor.

Neyin Mevlevilikteki yeri

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Mevlana Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ali Temizel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, neyin icadıyla ilgili çok sayıda hikayenin zikredildiğini söyledi.

İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'in ilahi aşkın sırrını Hazreti Ali'ye söyledikten sonra, Hazreti Ali'nin bu sırrın manevi ağırlığına dayanamadına ilişkin menkıbeye işaret eden Temizel, şöyle konuştu:

"Hazreti Ali'nin o sırrı susuz bir kuyuya bağırdığı ve daha sonra bu kuyudan çıkan kamışlardan her rüzgar estiğinde bu sırrın etrafa yayıldığı anlatılır. Mesnevi'nin 'Dinle neyden…' diye başlaması ve ilk 18 beytinin neye ayrılması, Mevlevilikte neye farklı ve önemli bir yer kazandırmıştır. Bundan dolayı ney, Mevlevilikte 'nay-ı şerif' olarak bilinmektedir. Bu beyitlerde ilk önce insanın kendi aslından ayrılış hikayesine işaret edilir. Arkasından ayrılık yaşamamış insanın ayrılık derdinin hikayesini anlayamayacağından söz edilir. Aslında herkesin aslına bağlı olacağından, mutasavvıfların insanın ayrılık hikayesini halka anlatmasından, bu sırada herkesin ariflere kendi penceresinden ve kapasitesinden baktığından, insanın içindeki duygu ve düşüncelerinin kendisinin söz ve davranış aynasında ortaya çıktığından dem vurulur. Ayrıca ruh ve beden arasındaki bağın anlaşılamayacağından, evliyaların sözünün yakıcı olduğundan, aşkın tüm varlıkta hareket halinde olduğundan, aşkın tehlikeli yollarından bahsedenin insan olduğundan, aşıkların istek derdinin asla bitmeyeceğinden, cahillerin kamil insanların sözünü anlayamayacağından ve dolayısıyla sözü kısa tutmanın gerekliliğinden söz edilmektedir."

Temizel, Türk musiki tarihinde çok sayıda neyzen yetiştiğine dikkati çekerek "Kutbünnayi Hamza Dede, Kutbünnayi Şeyh Osman Dede, Osmanlı Padişahı 3. Selim, Abdülbaki Nasır Dede, Hamamizade İsmail Dede, Giriftzen Asım Bey, Nurullah Kılıç, Neyzen Tevfik, Süleyman Ergüner, Niyazi Sayın önemli neyzenlerdir." dedi.

"Dinle neyden..."

Mevlana'nın, Mesnevi'de neyi, arif ve akil insan ile ilişkilendirdiğini vurgulayan Temizel, şunları kaydetti:

"Aslında Mevlana 'Dinle neyden.' derken neyi değil de neyi üfleyeni dinlememizi ve anlamamızı işaret etmiş. Yani insan-ı kamilin içine ruh üfleyen Allah’ı dinlememiz, anlamamız ve onun kanunlarına uymamız gerekmektedir. Tüm insanlar yaratılırken insan-ı kamil olarak yaratıldı. Çünkü Allah, Kur'an-ı Kerim'de Tin suresinde incire, zeytine, Sina Dağı'na ve emin beldeye yemin ettikten sonra, 'Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.' buyurmaktadır. 'Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik' ayetiyle ise insanın anne karnındayken başlayan süreçten itibaren bulunduğu aile, ortam, çevrede öğrendikleri ve diğer şartlarla iyi veya kötü yönde şekillenebileceğine işaret edilmektedir. Yani Allah, insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. İnsan serbest iradesi ile ya bu yeteneklerini güzel kullanarak 'kamil insan' olacak ya da aksi yönünü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı derecesinde yer alacaktır."

Temizel, Mevlana ve ney hakkında birçok şair, mutasavvıf ve devlet adamının şiir söylediğini aktararak Karakoyunlu hükümdarı Mirza Cihanşah Hakiki'nin buna örnek gösterilebileceğini kaydetti.

Önceki ve Sonraki Haberler